Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, kimsenin siyasi bir dille ”esnafımız şöyle eziliyor, böyle eziliyor” deme hakkına sahip olmadığını belirterek, ”Ben belgeyle konuşuyorum, bilgiyle konuşuyorum, böyle kalkıp kuru sıkı atarak değil” dedi.
Erdoğan, İstanbul Ticaret Odası (İTO) Meclis Toplantısı ve ”Başarılı KOBİ Yarışması Ödül Töreni”nde yaptığı konuşmada, dereceye giren KOBİ temsilcilerini kutladı.
KOBİ’leri ülkenin kalkınmasında ekonominin bel kemiği olarak gördüklerini ifade eden Erdoğan, ”KOBİ’lerimizin başarılı olması demek, Türkiye’nin daha sağlam bir zeminde büyümesi demektir, ülkemizin emin adımlarla yoluna devam etmesi demektir” dedi.
KOBİ’lerin önünü açmak için her türlü desteği bugüne kadar sağladıklarını, sağlamaya devam ettiklerini ve edeceklerini söyleyen Erdoğan, ülke ekonomisinin son dönemde yaşadığı büyük dönüşümde KOBİ’lerin özel bir yeri ve katkısı olduğuna işaret eti. Başbakan Erdoğan, ”Ekonomimizin omurgasını teşkil eden KOBİ’lerimiz geçmiş dönemlerde ciddi şekilde ihmal edilmişti. Halbuki küçük ve orta büyüklükteki işletmeleri güçlü olmayan bir ülkenin sadece ekonomisini değil, sosyal barışını ve toplumsal huzurunu da koruması mümkün değildir” diye konuştu.
Erdoğan, KOBİ’lerin orta sınıfın güçlenmesi, refah ve kalkınmanın toplumun ana kademesine yayılması anlamına geldiğine işaret ederek şunları kaydetti:
”Özellikle pazar günü yapılan halk oylamasında da ısrarla, kampanya boyunca vurguladığımız gibi, ileri demokrasiye ulaşma mücadelemizde, ileri demokrasiye ulaşan ve demokratik istikrarını sağlayabilen ülkeler orta sınıfını güçlendirebilen ülkelerdir. Biz AK Parti olarak, AK Parti iktidarı olarak hükümeti devraldığımız günden bu yana KOBİ’lerimizin önünü açmanın, rekabet gücünü yükseltmenin, üretim ve istihdam imkanlarını genişletmenin hep çabası içinde olduk.”
-”BEN BELGEYLE KONUŞUYORUM”-
Çoğunluğunu KOBİ’lerin oluşturduğu 2 milyonu aşkın işletmeyi desteklemek için pek çok alanda, çok sayıda uygulamayı hayata geçirdiklerini belirten Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
”Vergi oranlarındaki indirimler bunlardan biridir. Kurumlar vergisinin oranını yüzde 20′ye düşürerek KOBİ’lerimize önemli destek sağladık. SSK işveren pirimini indirerek istihdam yönünden KOBİ’lerimize ciddi nefes aldırdık. KDV oranlarında yaptığımız indirimlerde yine KOBİ’lerimizin hareket alanını genişleten uygulamalarımız oldu. AR-GE faaliyetlerine verdiğimiz çok yönlü desteklerle KOBİ’lerimize rekabet güçlerini artırma yönünde önemli bir alan açtık. Haziran ayından itibaren her KOBİ’yi kendi ihtiyaçlarına göre destekleyecek 6 yeni program başlattık.
KOSGEB ve Halka Bankası aracılığıyla verilen kredilerin şartlarında çok büyük iyileştirmeler yaptık. 2002 yılında yüzde 59 olan esnaf ve sanatkarlarımızın kullandıkları kredilerdeki faiz oranlarını kademe kademe düşürdük. Son olarak 1 Eylül 2010′dan itibaren esnaf ve sanatkarlarımıza Halk Bankasının uyguladığı faiz oranını yüzde 13′ten yüzde 10′a çektik. Bu yüzde 10′luk faizin de yüzde 5′ini Hazine karşılayacak ve böylece esnafımıza 1 yıla kadar vadeli kredilerde sadece yüzde 5 faizle kredi imkanını sağladık. Bir yıldan uzun vadeli kredilerde de faiz oranını yüzde 13′ten 12′ye çektik. Burada da esnafımıza yansıyacak oran yüzde 6 olacak. Böylece teşebbüs ruhunun bu noktada atacağı adımları kolaylaştıralım istedik.”
Bu faiz oranlarının esnafın 1951 yılından beri gördüğü en düşük oranlar olduğunu da ifade eden Erdoğan, ”Kimse kalkıp da siyasi bir dille, özellikle ‘esnafımız şöyle eziliyor, böyle eziliyor’ deme hakkına sahip değildir. Ben belgeyle konuşuyorum, bilgiyle konuşuyorum, böyle kalkıp kuru sıkı atarak değil. O gerçekleri görmemiz lazım. Fakat bunlardan bihaber olanlar maalesef kalkıp ‘işte esnaf yalnız bırakıldı, esnaf terk edildi’… Aynı şeyi çiftçiye yaptıkları gibi, ‘Çiftçiye ne verdiniz? Köylüye ne verdiniz’ Verilenlerin hepsi ortada” dedi.
-”DÜRÜST OLALIM”-
Erdoğan, göreve geldiklerinde Ziraat Bankasının çiftçiye verdiği kredinin faiz oranı yüzde 59 iken, bu faiz oranlarını yüzde 7′ye kadar indirdiklerini, son olarak 5.2′ye düşürdüklerini, eğer damlama sulama yapıyorsa sıfıra indirdiklerini belirtti.
Başbakan Erdoğan, şunları kaydetti:
”Böyle bir sübvansiyon uygulamak suretiyle bu destekleri veriyorsunuz ama hala bakıyorsunuz meydanlara çıkanlar şunu söylüyor, diyor ki, ‘çiftçimiz ihmal ediliyor’. Gerçek ortada işte. Bütün imkanlar seferber ediliyor. Yüzde 59 faiz nerede 5.2 nerede, eğer damlamayı sulamayı yaparsa sıfır. İnsaf… Dürüst olalım. Ama bütün bunlar hep kimlik meselesi, karakter meselesi, çünkü ülkenin kalkınmasına, ülkenin gelişmesine şöyle el ele verip, iktidarıyla, muhalefetiyle destek olalım da bu ülke ayağa kalksın deme yok. ‘Ben atayım tutmazsa iz bırakır’ mantık bu. Özellikle halk oylamasında da hep yaşadık bunu.”
Bütün bunların yanında kamuya olan vergi, SSK ve benzeri borçların ödenmesi konusunda da pek çok kolaylıklar gösterdiklerini belirten Erdoğan, ihracat yapan KOBİ’lere kredi başta olmak üzere her türlü desteği sağladıklarını vurguladı.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ”(Hükümet ekonomiyi büyütsün, demokrasiyi güçlendirsin ama biz hükümete destek olmayalım, rahat koltuklarda yan gelip yatalım.) Olmaz böyle bir şey. Artık bu, geçmişin kompleksli anlayışıdır. Bu anlayışa artık Türkiye’de yer yok” dedi.
Erdoğan, İstanbul Ticaret Odasının (İTO) Meclis Toplantısı ve ”5. Başarılı KOBİ Yarışması” ödül töreninde yaptığı konuşmada, ekonomik sıkıntıların baş gösterdiği dönemlerde KOBİ’leri yalnız bırakmadıklarını, gerek üretimin gerek istihdamın sürmesi için kısa çalışma ödeneğinden düşük faizli krediye, borçlarını ödeyemeyenlere ek desteklere kadar pek çok tedbiri hayata geçirdiklerini söyledi.
KOBİ’lerin inovasyon, AR-GE ve ihracat konusunda sıçrama yapmasını istediklerini vurgulayan Erdoğan, ”Türkiye olarak küresel bir aktör olmak istiyorsak KOBİ’lerimiz de küresel pazarlarda söz sahibi olmalıdır. Küresel şirketleri olmayan bir ülkenin küresel aktör haline gelebilmesi mümkün değildir. Özellikle son dönemde KOBİ’lerimizin Afrika ve Ortadoğu pazarlarında daha fazla söz sahibi olduğunu görmekten memnuniyet duyuyoruz” diye konuştu.
Hayata geçirdikleri aktif ve çok boyutlu dış politikanın iş adamlarının önünü açtığını, onlara yeni işbirliği imkanları getirdiğini belirten Erdoğan, ”Her şeyden önemlisi, ülkemizde giderek güçlenen güven ve istikrar, iş dünyamıza sağladığımız en büyük imkandır” dedi.
-”(SİYASİ PARTİNİN MENSUBUYUM) DEMEYİ GEREKTİRMİYOR”-
Halk oylamasında çıkan sonucun, Türkiye’nin güven ve istikrarına güç verdiğini ifade eden Erdoğan, ”Sizler artık istatistiklerin içindesiniz, matematiğin içindesiniz. Bazen geometrik artışları da değerlendirmek zorundayız ki, bunları görelim. Ona göre, önümüz çok daha açık ve inşallah Cumhuriyetimizin 100. yıl dönümünde, 2023′de dünyanın ilk 10 ekonomisi içinde yer alan Türkiye’nin baş aktörleri sizler olacaksınız. Bunu sizler sağlayacaksınız” diye konuştu.
Başbakan Erdoğan, ekonominin üzerindeki siyasi risklerin ciddi şekilde azaldığını, İTO’nun Başkanı ve mensuplarından gelen açıklamaların sürece farklı bir güç kattığını dile getirerek, ”Bu hiçbir zaman, ‘Ben filanca siyasi partinin mensubuyum’ demeyi gerektirmiyor. Çünkü bu bir genel seçim değildir. Bu, tüm sivil toplum kuruluşlarıyla yaptığımız görüşmeler neticesinde ortaya çıkan bir Anayasa paketiydi. Bunun içinde siz varsınız, memur, işçi, çocuklarımız, kadınlarımız, engellilerimiz vesaire var. Bütün bunların ülkemizde meydana getirdiği ve getireceği hava ister istemez ekonomiyi direkt olarak ilgilendiriyor” dedi.
-”DEMOKRASİYLE EKONOMİK GELİŞME AT BAŞIDIR”-
Demokrasiyle ekonomik gelişmenin ters orantılı olarak değerlendirilemeyeceğine dikkati çeken Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü:
”Tam aksine, doğru orantılıdır, at başıdır. Demokrasi ileriyse ekonomi de ileri olacaktır. Ama, demokrasi ileri, ekonomi geri olmaz veya ekonomi ileri, demokrasi geri olmaz. Bunun gelişmiş ülkelerde örneği yoktur. Onun için Türkiye 7.5-8 yıldır bunun kavgasını, mücadelesini verdi. Şimdi de bunun neticesini, hasılasını almaya başladı. Biz ekonomiyi nasıl siyasi hesaplarla, ideolojik kaygılarla yönetmiyor, herkesin çıkarına olan, tüm Türkiye’nin menfaatine olan politikaları hayata geçiriyorsak ekonomi içindeki aktörler de ülkenin ve ekonominin faydasını ve hassasiyetlerini gözetmek durumundadır. Demokratik istikrar ile ekonomik istikrarı sağlamak durumundayız. ‘Ekonomide büyüyelim ama demokrasi alanında yerimizde sayalım.’ Mümkün mü? ‘İhracatımız artsın ama hak ve özgürlükler gelişmesin.’ Bu tür yaklaşımları savunamayız. Böyle bir yaklaşım olamaz, olsa da başarıya ulaşamaz. Ekonomide büyümek istiyorsak demokratikleşmeyi de aynı kararlılıkla hep beraber savunmak durumundayız. ‘Hükümet ekonomiyi büyütsün, demokrasiyi güçlendirsin ama biz hükümete destek olmayalım, rahat koltuklarda yan gelip yatalım.’ Olmaz böyle bir şey. Artık bu, geçmişin kompleksli anlayışıdır. Bu anlayışa, artık Türkiye’de yer yok. Eğer Türkiye’yi büyüteceksek iktidarıyla, muhalefetiyle, sivil toplumuyla, iş dünyasıyla, sanatçısıyla, sporcusuyla hep beraber sorumluluk almak ve çaba göstermek durumundayız. KOBİ’lerimizin bu hassasiyetimizi büyük oranda paylaşıyor olmasından büyük bir memnuniyet duyuyoruz. Bunu özellikle Anadolu’da, dolaştığımız illerde çok gördük. Bu gayretlerimizin boşa çıkmadığını memnuniyetle görüyoruz. KOBİ’lerimiz kendilerine sağladığımız desteklere, ülkemize ve milletimize yaptıkları katkılarıyla fazlasıyla karşılık verdiler.”
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, işsizlikte dün açıklanan rakamlarla başladıkları noktayı yakaladıklarını belirterek, ”Yıl sonu itibarıyla bunu korumaya çalışacağız. Çünkü işsizlikte yapısal sürekliliği sağlamak bizim için daha zaman alacak. Niye zaman alacak? Artık teknoloji yoğun bir istihdam dönemindeyiz” dedi.
Erdoğan, İstanbul Ticaret Odasının (İTO) Meclis Toplantısı ve ”5. Başarılı KOBİ Yarışması” ödül töreninde yaptığı konuşmada, Türkiye’nin büyüme rakamlarında yeniden dünyada rekorlar kırmaya başladığını vurguladı.
OECD Genel Sekreteri’nin ”Türkiye, derecelendirmede bundan daha iyisine layık” açıklamasını hatırlatan Erdoğan, kendisinin de küresel kriz başladığında ”Bu kriz Türkiye’yi teğet geçecek” dediğine işaret etti. Erdoğan, ”Benimle ekonomiyi çok iyi bildiğini iddia edenler dalga geçmeye başladılar. Biz de hesabımızı yapıyoruz, yere sağlam basıyoruz” dedi.
Başbakan Erdoğan, 3-4 ay önce işsizlikte başladıkları noktayı yakalayacaklarını söylediklerini de hatırlatarak, şöyle devam etti:
”İşte buyurun, dün açıklanan rakamlarla başladığımız noktayı yakaladık. Daha iyi bir konuma geleceğiz. Peki yıl sonu itibarıyla bu böyle olabilir mi? Yıl sonu itibarıyla bunu korumaya çalışacağız. Çünkü işsizlikte yapısal sürekliliği sağlamak bizim için daha zaman alacak. Niye zaman alacak? Artık teknoloji yoğun bir istihdam dönemindeyiz. Emek yoğun istihdam döneminde değiliz. Teknoloji yoğun istihdam olunca olay farklı hale geliyor. Bunu şimdi biz dünyadaki bizden çok ileri olan ülkelerin liderleriyle konuştuğumuzda, onlar da ‘işimiz her geçen gün daha da zorlaşıyor’ diyor. Düşünün Amerika bizimle aynı konuma geldi. Yüzde 10… Oraya dayandı. İspanya gibi ülkede yüzde 20′nin üzerine çıktı. Fakat Türkiye, şu anda hamle üstüne hamle yapıyor.”
2010 yılının ikinci çeyreğine ilişkin GSYİH büyüme verilerinin açıklandığını anımsatan Erdoğan, buna göre Türkiye’nin bu yılın ikinci çeyreğinde yüzde 10,3 büyüyerek dünya genelinde Singapur ve Tayvan’ın ardından en fazla büyüyen 3. ekonomi, AB ve OECD ülkeleri arasında ise son iki çeyrekte en hızlı büyüyen ekonomi olduğunu vurguladı.
-”YENİDEN ARTIYA GEÇİŞİ SAĞLADIĞIMIZ YIL OLDU”-
İlk 6 aylık büyümenin yüzde 11 olduğuna değinen Erdoğan, şunları kaydetti:
”Küresel krizde eksideyken şu anda Türkiye kendini toparlamış vaziyette. Hedefimiz, biz bu yıl itibarıyla 7 ile 8 gibi aralıkta bir ilerlemeyi yakalayacağız. Bu ne demektir? Biz tekrar o yakaladığımız iyi konuma oturacağız. İkinci çeyrekte Çin’i yakaladık. Son üç çeyrek üst üste rekor büyüme kaydeden Türkiye, küresel krizin etkilerini en hızlı geride bırakan ekonomilerin başında yer alıyor. Yılın ilk yarısındaki büyüme rakamlarına baktığımızda da ekonomimizin yüzde 11 gibi ciddi oranda büyüdüğünü görüyoruz. İkinci çeyrek itibarıyla geriye doğru 12 aylık verilere baktığımızda ise ekonomimizin yıllık bazda yüzde 6 büyüyerek 1 trilyon lirayı aştığını görüyoruz. Bu yıl kriz dönemindeki zararları telafi edip yeniden artıya geçişi sağladığımız bir yıl oldu. Önümüzdeki yıldan itibaren Türkiye olarak dünyanın en büyük 10 ülkesi arasına girme hedefimize doğru, hele bu anayasa paketindeki değişiklikle beraber kararlı bir şekilde yürüyeceğiz.”
-”BUNLARIN DERDİ ÜZÜMÜ YEMEK DEĞİL, BAĞCIYI DÖVMEK”-
Anayasa paketinin halk oylamasıyla birlikte 77,5 katılım, yüzde 58 ”evet” ile geçmesinden sonra sorumluluğu olan kurum, kuruluş, birey herkesin bir çalışma içine girmesi gerektiğini ifade eden Erdoğan, ”2011′in hemen sonrasında yeni bir anayasa mı istiyoruz? İstiyoruz. Yeni bir anayasa istiyorsak, ne düşünüyorsak, neyi o anayasada görmek istiyorsak buyurun çalışmayı yapalım” diye konuştu.
Bazı şeylerin Türkiye’de hep gözden kaçtığını ve unutulduğunu belirten Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü:
”İster istemez bunu tekrarlamakta fayda görüyorum. Zira bundan önce yine aynı durumları yaşadık ve Sayın Toptan’ın Meclis Başkanı olduğu dönemde ‘bir Anayasa Uzlaşma Komisyonu kuralım’ dedik. ‘Bu çalışmayı burada yürütelim. AK Parti’nin çalışması olmasın, siz bunu organize edin, siz yürütün”. Şunu söylüyoruz; ‘Bizim 335 üyemiz var, biz 2 üye verelim. DTP’nin 21 üyesi var, o da 2 üye versin. CHP’nin 99 üyesi var, o da 2 üye versin. MHP’nin 69 üyesi var, o da 2 üye versin’. Yani yüzde 65′e sahip olan biz 2 üye veriyor, yüzde 35′in sahipleri 6 üye veriyor. Bunu öneri olarak veriyoruz. Niye? Hani diyorlar ya ‘uzlaşmaz uzlaşmaz’… Buyurun bu kadar fedakarlık ederek ortaya böyle bir teklif getirdik. Ne oldu? Ana muhalefet partisi ‘biz bu uzlaşma komisyonuna üye vermeyiz’ dedi. Lafa da geldiği zaman yine bizi uzlaşmaz gösteriyor. Çünkü bunların derdi üzümü yemek değil, bunların derdi bağcıyı dövmek.
Şimdi yine söylüyoruz; biz her şeye varız. Biz hemen çalışmamıza başladık. Zaten hazırlıklarımız vardı, bu çalışmamızı yürütüyoruz. Ama diyoruz ki diğerleri de çalışmalarını yapsınlar ve hemen 2011 seçimlerinden sonra biz eğer yine iktidar partisi olursak Meclis Başkanlığına kim gelirse biz Meclis Başkanlığına müracaatımızı yaparak diyeceğiz ki ‘gelin böyle bir uzlaşma komisyonu kuralım’. ‘Biz yapalım’ demeyeceğiz. Şimdiden veriyorum müjdesini. Aynı şartları yine tekrar ediyorum. Orada bu adımı atalım. Hodri meydan… Yeter ki bu ülkede bütün sivil toplum kuruluşlarının da katılımını sağlayalım, aydınlarımızın katılımını sağlayalım. Böylece anayasamızı oluşturalım. 2011′de, Allah ömür verirse inşallah 10 ay sonra seçimler olunca ondan sonra da bu adımı atalım.”
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ekonomiyi siyasete kurban etmeme kararlılıklarından bugüne kadar taviz vermediklerini, aksine siyasette güven ve istikrarı ekonominin itici gücü haline dönüştürdüklerini ifade ederek, ”Yani, ülkemizde biz hükümete gelene kadar uygulanan siyasetle ekonomi arasındaki ilişki sistemini tam tersine çevirdik. Siyaseti ekonominin önünde hiçbir zaman bir tıkaç veya engel değil, bir ön açıcı, destek unsuru haline getirdik” dedi.
İstanbul Ticaret Odasının (İTO) Meclis Toplantısı ve ”Başarılı KOBİ Yarışması”nın ödül törenine katılan Erdoğan, buradaki konuşmasında ekonomide bugün gelinen noktada daha önce yayınladıkları Orta Vadeli Programın büyük katkısı olduğunu, artık geleceğe belli bir programla bakan bir iktidarın bulunduğunu söyledi.
Artık yıllık programlarla yürümediklerine dikkati çeken Erdoğan, Orta Vadeli Program ile kendilerine gerçekçi hedefler koyduklarını, ne kendilerini ne de başkalarını kandıracak söylem ve politikalara itibar ettiklerini vurguladı.
Bugün aldıkları sonucun da doğru yolda ilerlediklerini ortaya koyduğunu ifade eden Erdoğan, oysa Orta Vadeli Programı açıkladıklarında nelerin söylendiğini herkesin çok iyi hatırladığını kaydetti.
Başbakan Erdoğan, IMF’siz de yola devam edebileceklerini söylediklerinde, kriz tellallarının ayağa kalktığını ifade ederek, buna karşılık biz programı açıkladıktan sonra, 9 Martta IMF’den yapılan resmi açıklamada, ”Küresel ekonomide ve küresel finans piyasalarında devam etmekte olan iyileşme, Türk makamlarınca Orta Vadeli Program çerçevesinde uygulanmakta olan ekonomik politikalarla, Türkiye’nin ekonomik görünümünü güçlendirmiştir” denildiğini belirtti.
IMF’yi devre dışı bıraktığı için içeriden birilerinin eleştirdiği ekonomi programının bizatihi IMF tarafından takdir edildiğine dikkati çeken Erdoğan, ”Türkiye’nin ekonomide ve demokraside ulaştığı seviyeyi anlamamakta ısrar edenlerin, bu kraldan çok kralcı tavırları, ne milletimiz, ne de uluslararası camia tarafından kabul görüyor” diye konuştu.
Başbakan Erdoğan, göreve geldiklerinde Türkiye’nin IMF’ye olan borcunun 23,5 milyar dolar olduğunu anımsatarak, bu borcun şu anda 6,6 milyar dolar olduğunu, gerekirse anında bile ödeneceğini bu konuda herhangi bir sıkıntıları bulunmadığını söyledi.
Merkez Bankasının rezervini 26,5 milyar dolardan 75 milyar dolara çıkardıklarını dile getiren Erdoğan, ”Ama Merkez Bankasına bu 75 milyar doları layık görmüyoruz. Merkez Bankamızın döviz rezervi en az 100 milyar dolar olmalı. Ama bağımsız bir Merkez Bankamız olduğu için… Görüyorsunuz, biz sadece burada konuşmakla kalıyoruz. Halbuki Türkiye’nin Merkez Bankasının döviz rezervi 75 milyar dolar olur mu ya? Nereden bakarsan bak en az 100 milyar dolar olması lazım. Merkez Bankasının herhalde durumunu gözden geçirmesi lazım” dedi.
Orta Vadeli Programın başarıyla devam ettiğini dile getiren Erdoğan, üretim sektörlerinin, dış piyasaların, tüketicilerin ve yatırımcıların güvenini şüpheye yer vermeyecek şekilde tesis ettiklerini de kaydetti.
Başbakan Erdoğan, ”Ekonomideki canlanmanın katlanarak devam edeceğine inanıyorum” dedi.
-”MAKAM SAHİPLERİ TAHSİSLİ OLANI KULLANIR-
Son günlerde bazı kesimlerce gündeme getirilmeye çalışılan konulardan birinin de 2011 seçimlerine gönderme yapılarak seçim ekonomisi uygulayacakları iddiaları olduğunu belirten Erdoğan, konuşmasına şöyle devam etti:
”Halk oylamasında dediler ya ‘Devletin tüm imkanlarını seferber ettiler’. Arkadaşlar, devletin tüm imkanları dedikleri doğru. Hazine bize yardım ediyor. Hazinenin yardımını biz kullanıyoruz, ama bize yaptığı gibi ana muhalefet partisine, diğer partilere de yardım ediyor. Yani grubu olan partiler bu yardımı alıyor. İşte ‘Devletin araç gereçleriyle geziyor.’ Kardeşim sen Başbakan, Başbakan Yardımcısı veya bakan olduğun zaman geziyorsun oluyor da ben gezdiğim zaman niye rahatsız oluyorsun? Bu yasalarla sana verilmiş hak. Yasalar, ‘Ülkenin Başbakanı, Bakanı şu tarihe kadar bunu kullanabilir, ama şu tarihten sonra kullanamaz’ diyor. Yani bu size verilmiş olan bir hak. Makama tahsisli olan araçlar vardır, hizmete tahsisli araçlar vardır. Hizmete tahsisli araçları memur kullanır. Biz memur değiliz, biz makam sahibiyiz. Makam sahibi, makama tahsisli olanı kullanır. Her siyasi iktidar kendi döneminde makama tahsisli olanı kullanır. Bu onun en doğal hakkıdır. Bunlar artık 60′lı yılların ta geride kalmış politikaları ya… Bunlar tutmuyor artık. İşte tutmadığını millet pazar günü ortaya koydu. Yani öyle şeyler söyleniyor ki…’ Yok ‘Hanımını alıyor’, ‘Kızını alıyor’ ‘Çocuğunu alıyor’ Yasa diyor ya… Herhalde hanımsız dolaşacak halim yok. Alacağım tabii. Ama vatandaşım, halkım bunu en güzel şekilde değerlendirerek gereken cevabı verdi, veriyor.”
Seçim ekonomisine yönelik olarak bütün bu sınavları 2004′te, 2007′de, 2009′da ve son olarak da bu yıl içinde verdiklerini ve hepsinden de alınlarının akıyla çıktıklarını vurgulayan Erdoğan, ”Seçim ekonomisi konusunda bu kardeşinizin, kesin hiç tavizi yoktur, asla. Yani şimdi ‘Seçim ekonomisi geldi, şuraya gidelim fazla yatırım yapalım, buraya gidelim fazla yatırım yapalım. Bütçeyi altüst edelim’. Benim kitabımda öyle bir şey yok. Hiçbir zaman da olmadı. Nasıl planladıysak öyle gidecek” şeklinde konuştu.
-EKONOMİYİ SİYASETE KURBAN ETMEME HALİ-
Başbakan Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
”2010 yılı Ağustos ayı itibarıyla bütçe 3,1 milyar lira fazla verdi. 2010 yılının Ocak-Ağustos döneminde bütçe açığı yüzde 54 azaldı. Söz konusu dönemde bütçe gelirimiz yüzde 19,1 oranında artarken, bütçe giderleri sadece yüzde 9,3 oranında arttı. Aynı şekilde vergi gelirleri yaklaşık yüzde 23 oranında yükseldi. Çalışıyoruz, kovalıyoruz, çünkü kaçıranlar var. Bunları yakalamamız lazım. Bizim petrol kuyularımız yok. Bizim kaynağımız bu. Dahası da faiz dışı fazla yüzde 127 oranında arttı. İlk yarısından itibaren geriye doğru 12 aylık sonuçlara baktığımızda bütçe açığımızın milli gelirimize oranının yıllık bazda yüzde 4,4 olduğunu görüyoruz. Birçok ülkede bütçe açıkları artarken, bizde düşmektedir. Dikkatinizi çekmek istiyorum, bütün bunlar halk oylaması öncesi dönemde gerçekleşen değerler.”
İktidarı devraldıktan sonra girdikleri ilk seçimin 28 Mart 2004′de yapılan Mahalli İdareler Seçimi olduğunu anımsatan Erdoğan, Hükümet olarak 2004 yılı için hedeflenen bütçe harcamalarını 150 milyar TL olarak belirlemişken, gerçekleşenin 141 milyar TL olduğunu anlattı.
Başbakan Erdoğan, ikinci seçimin 22 Temmuz 2007 Milletvekilleri Genel Seçimi, üçüncüsünün onu izleyen referandum olduğunu hatırlatarak, 2007 yılı için hedeflenen hedef bütçe harcamaları 205 milyar TL iken gerçekleşen tutarın 204 milyar TL olduğunu vurguladı.
İktidarları döneminde dördüncü seçimin 29 Mart 2009 Mahalli İdareler Seçimi olarak gerçekleştiğini dile getiren Erdoğan, 2009 yılı için belirlenen hedef bütçe harcamaları 260 milyar TL iken, gerçekleşen tutarın kriz yılı da olmasına rağmen 267 milyar TL olduğunu kaydetti.
Recep Tayyip Erdoğan, ”Görüldüğü gibi biz ekonomiyi siyasete kurban etmeme kararlılığımızdan bugüne kadar taviz vermedik. Aksine, siyasette güven ve istikrarı ekonominin itici gücü haline dönüştürdük. Yani, ülkemizde biz hükümete gelene kadar uygulanan siyasetle ekonomi arasındaki ilişki sistemini tam tersine çevirdik. Siyaseti, ekonominin önünde hiçbir zaman bir tıkaç veya engel değil, bir ön açıcı, destek unsuru haline getirdik. Elde ettiğimiz sonuçlar ortada. Böylesine başarılı bir model önümüzde dururken, bizden yeniden eskinin yanlışlığı sayısız defa ispatlanmış olduğu halde oraya dönmemizi bekleyenler aldanıyorlar. Boyuna bizden bunu beklemesinler. Tayyip Erdoğan, yine aynı Tayyip Erdoğan’dır. Değişen bir şey yoktur. Biz yine aynı kararlılıkla yolumuza devam edeceğiz. Çünkü bizim sihirli iki tane kavramımız vardır. Birisi istikrardır, birisi güvendir. Bundan taviz veremeyiz. Mali disiplinden asla taviz veremeyiz. Bakın onun için mali kural noktasında da dikkat ederseniz bir ertelemeden bahsettim. Gerekçesi şuydu: IMF sizi istediğiniz gibi çalıştırmıyor. Geliyor ‘Yok şunu yapma, bunu etme…” Dedik ki ‘Ya biz kendi içimizde de bir IMF oluşturmayalım’. Çünkü bizim bu yatırımları yapmamız lazım. Türkiye bu yatırımları yaptıkça ayağa kalkacak. Eğer biz hedeflediğimiz asgari 15 bin kilometre yolu yapmadıkça turizmde şu anda yaptığımız sıçramayı yapabilir miyiz?”














